Blog

MADENDE ÇEVİRMENLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


MADENDE ÇEVİRMENLİĞİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Hani bazen ülkemizi, yaşadığımız yeri, insanlarımızı, kültürümüzü, yaptığımız işi beğenmeyiz, şikâyet edip, birbirimizi yiyip dururuz ya… Sonra da, ya Afrika’ya, ya da Hindistan’a gidip geliriz veya oradaki durum hakkında bir haber veya belgesel izleriz, aklımız başımıza gelir ya…
Ben de son yaptığım iş sayesinde, birçok şeyin farkına vardım. Ne kadar şanslı olduğumun farkına vardım. Madenlerde, mühendislere ve maden işçilerine ardıl çevirmenlik yaparak geçirdiğim son günlerde, bulunduğum bu ortamın, insan bünyesine, sağlığına ve ruhuna ne kadar aykırı ve sakıncalı olduğunu bizzat gördüm. 
Madencilik, kömürde çalışan işçi için, çaresizlik dolu bir azap. Her günleri, can korkusu ile geçiyor. Her an, bir yerlerde bir şey patlıyor, yıkılıyor, kopuyor, savruluyor, eziliyor. Bazen sadece makineler zarar görüyor, bazen de… Makineler zarar gördüğünde, sadece maddi kayıplar konuşuluyor, büyük paralar döndüğü için, patronlar ve sigorta şirketleri bir şekilde hallediyorlar, her şey tamir oluyor, kimsenin canı yanmıyor da, insan söz konusu olduğunda işler değişiyor. Her şey, o kadar büyük, o kadar devasa, o kadar ağır ki… İnsan bu makinelerin yanında, kendini karınca gibi küçük ve savunmasız hissediyor. Olası bir kaza anında yapabileceğiniz hiçbir şey yok. 
Bir insan, iş yerinde çalışırken, ölüm tehlikesi altında olmamalı, ölümle burun buruna yaşamamalı ve en nihayetinde ölmemeli. Siz çalışırken ve yaşarken, ölümle ne kadar komşu oluyorsunuz, bir düşünün, ne demek istediğimi anlayacaksınız. 
Bizler, ofislerimizde, evlerimizde, kafelerde, toplantılarda, devlet dairelerinde, bir elimizde çay-kahve, bir elimizde kalem veya akıllı telefonumuz, tabletimiz, bilgisayarımız, "onu mu yazsam, bu kelimeyi mi kullansam…” diye düşünürken, madenciler, "bu eski, paslı, çelik halat, bu yüke daha ne kadar dayanacak, acaba benim vardiyamda mı kopacak?” veya "bu kömür yığını, aşağıya doğru kaydığında, kaçabilecek miyim, yoksa altında mı kalacağım? Çocuklarımı bir daha görebilecek miyim? Ev hanımı eşim, ben ölürsem faturaları ödeyebilecek mi, çocuklarımı okutabilecek mi?” gibi sorular soruyorlar kendi kendilerine. 
Birkaç madenciyle sohbet ettim: "Abi biz okumadık, okuyamadık, şimdi her gün yeniden ölmeye geliyoruz bu deliğe. Aklın ve imkânın varsa, çocuklarını okut, bu ölüm çukurlarından uzak tut, ceketini sat, yine çocuklarını okut” diye salık verdiler. İrkildim.
Bu madenlere bir kere düşen, bir daha çıkamıyor. Üç kuruş maaşa, bu can pazarında, çok ağır şartlarda, toz, kir, pas içinde, ömürler tüketiliyor buralarda. Hepsi borç batağında, geçim sıkıntısında, mahcup ve imkânsız durumlardalar. Eşleri ve çocukları da öyle… Ne kendi gelecekleri için, ne de ailelerinin gelecekleri için hiç umutları yok, bilakis kaygıları var. Yarınları belli değil, vardiyadan sağ çıkacaklarından bile emin değiller. 
Maden mühendislerinin, maden işçilerinden farkı, maaşlarının biraz fazla olması ve kaçacak temiz bir ofis ortamlarının olması. Yoksa sahaya, madene inince, aynı kömür tozunu onlar da yutuyor, aynı dev makinelerin altına onlar da yatıyor, aynı tehlikeli ortamlarda onlar da bizzat bulunuyorlar. Ofiste oturarak maden işletilmiyor malum… Zaten sahaya inip, elini yağa, kömüre bulaştırmayan maden mühendisini adamdan saymıyorlar, bilakis diş biliyorlar. Hayattan intikamlarını, okumuş müdürlerinden almaya çalışıyorlar. Oysaki mühendislerin sorumlulukları ve riskleri, tüm işçilerinkinden daha fazla. 
O yüzden, sevgili çevirmenler, eğitiminize, lisan(lar)ınıza, işinize, rahat ortamlarınıza, genel kültürünüze, sizi böyle tehlikeli işlerden uzak tutabilecek tüm meziyetlerinize sahip çıkın ve onları geliştirin. Hayatla, iş-güçle, insanlarla didişirken, bu madencilerin karşı karşıya oldukları hayatlarla ve imkânsızlıklarla kendinizinkilerini şöyle bir karşılaştırın. 

Yarın yine Soma’da, 301 canın "iş kazası" süsü verilerek, göz göre göre katledildiği maden işletmelerinin birinde çevirmen olarak göreve gideceğim. Onlar, çocuklarının yüzlerini bir daha göremediler. Tek yaptıkları şey, benim gibi işe gitmekti. Dönemediler. İçimde şimdiden bir burukluk var. Vicdan azabı çekiyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor...

Adaletin bu mu dünya…

Aktan Aydoğmuş

 

Yorumlar (0)

Yorum bırakın

Güvenlik Kodu: 41652

Bu sayfayı paylaş